.-.-.-.GÜL.-.-.-.-.'s notes (356) 

Please wait...
Sorry, the note you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't post your note right now. Please try again later.
To post a note you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off notes.
Sorry, we can't delete your note right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of notes that can be posted in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to post notes disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish posting your note.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

To post a note, sign in with your Windows Live ID (it's your Hotmail, Messenger, or MSN account). Sign in


Don't have a Windows Live ID? Sign up

saiteliliwrote:
Zamanla anlıyor insan: 3-4 güne sıkışmış bir tatilden öte bir şey bayram…
Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan…
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık…
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp “Çok şükür bugünü de gördük” diyebilmek…
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.
Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle…
Vuslat da bayramdır öte yandan…
Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.
“Ona güvenmiştim, yanılmamışım” sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram…
Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.
Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram…
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
“İyi ki yanımdasın” bayram, “Her şeyi sana borçluyum” bayram, “Hiç pişman değilim” bayram…
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram…
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun!
Sept. 23
NAMAZLA İLGİLİ ;
Namaz, nefse ağır gelen bir ibadettir. Nefis, ondan
kurtulmak, kaçınmak için akıl almaz gerekçeler uydurur.
Bu işte şeytan da nefsin en büyük dostu ve yardımcısıdır.
Şeytan’ın ve nefsin, kişiyi namazdan alıkoymak
için icat ettikleri bahaneler gerçekten karşı konulması
zor şeylerdir. Bu iki düşmanın insana en çok sözlerini
geçirebildikleri çağ da insanın bedenen en güçlü,
ama tecrübe ve irade bakımından en zayıf
çağı olan gençlik çağıdır.
Şeytan ve nefis, hayatının hiç bir döneminde
kişiye, gençliğinde olduğu kadar musallat olmaz. Çoğu kimsenin
namazı hep ertelemeleri, biraz daha yaşlandıkları
ya da emekli oldukları zamana bırakmaları bu yüzdendir.
Buna katiyyen meydan vermemek, çelik gibi bir
irade ile bu çifte düşmanın karşısına dikilmek
dinimiz bakımından eşsiz
kazançlara vesiledir.En makbul ibadet gençlikte yapılan ibadettit. Bedenin bütün organları sağlıklı, tüm beyin mekanizması
tıkır tıkır işlerken Allah’a kulluk etmenin değeri ve derecesi çok farklıdır. Peygamberimiz (S.A.V)’in bildirdiğine
göre Allah (C.C)’nün kıyamet gününde kendilerini kollayacağı, farklı muameleye tabi tutacağı yedi sınıf insandan
bir sınıfı da Allah’a ibadetle büyüyen gençlerdir. Akıl ve mantık da kabul eder ki, orası burası ağrıyan, aksayan
bir bedenle yapılan ibadetle, saat gibi tıkır tıkır işleyen bir bedenle yapılan ibadet aynı olmaz.
Namaz, çağımızda maddi ve ekonomik endişelerin sebep olduğu bunalımlara, 20. yüzyılın alamet- i farikası
olan ve ruh ve beden sağlığını yıpratan streslere karşı da en güçlü kalkandır. Yanlız Allah’a kulluk edip,
yanlız O’ndan yardım beklemek, yanlız O’na sığınmak şuuru, dünya hayatının geçici nimetlerine bel bağlamaya,
yersiz bir hırs ve telaşa kapılmaya karşı en sağlam teminattır. Din büyüklerinin tecrübesiyle sabit olmuştur ki,
namaz esnasında Fatiha süresini, anlamını bilerek, duyarak okumak kişiye, bütün dünya gailelerine bir sünger
çekebilme cesaret ve kabiliyetini kazandırır. Gençlikte namaz kılmak demek, bütün bu İslami
hasletlere daha başında sahip olmak demektir…

HAYIRLI BAYRAMLAR DİLİYORUM,,,,
Sept. 20
___________________________(_\|/_)
____________________________(/|\)__
________________________(_\|/_)l(_\|/_)
_________________________(/|\)..l.(/|\)
_____________________(_\|/_)(_\|/_)(_\|/_)
______________________(/|\)...(/|\)...(/|\)
________________________(_\|/_)(_\|/_)
_________________________(/|\).|.(/|\)
___________________________\¯¯¯¯/
__________________________ /◊▪◊\
_________________________/▫▪▫▪,▫▪▫\
__________________________\______/

Mübarek Ramazan Bayramınızı en içten
dileklerimle kutlar...
sevdiklerinizle nice mutluluk ve huzur dolu
bayramlar dilerim....
♥════⇨Sű®Gűɳ⇔S€ʌɗąʍ⇦════♥
Sept. 19
Satırlarıma ‘sen’ değil,

Özlemin dökülüyor…

Olmazsa olmazım ‘sen’…
Yoksun işte…

Bir hayalden ibaret özlemlerim…Yastığıma başımı koyduğum da sadece sen'li hülyalara bırakıyorum ruhumu

Dışına çıkılması zor bir yol gibisin…

Çıksam, düşeceğim sanki uçurumundan…
Oysa yoksun, varlığımın sınırlarında…

Anladım ki sen kolaylaştırdıkça anlamını, ben zorlaştırıyorum seni…

Oysa basit bir oyunsun, beynimin içinde karmaşaya sebep olan
Ve karmaşık olan sen değil, sensizliği anlamak…

Hangi kelime, hangi cümle sensizliği anlatabilir ki ?
Düşünüyorum da düşünecek bir şey yok özünde…

Varlığının yerine yokluğunu kabullenmeyi öğrenmeli avaz avaz…

Bir sensizliği bir de yalnızlığı yaşayabilmeli içimde ki sesliliğe rağmen…

Oysa,
Bıraksam çığlıklarımı terkini sindirecek suskunluğum…

Bu yalnızlık, suskunluğuma eşit olacak sensizliğe giden her adım da…

Biliyorum, kendimi kandırıyorum zamana karşı…
Ve bilmek bahane değil ‘bana’…

Olmazsa olmazım ‘sen’…
Yoksun işte…

Ve görmüyorsun…

Sana gözlerim değil,
Yüreğim…
Bedenim…
Ağlıyor !
Sept. 16
Ögrendim ki...
Guveni gelistirmek yıllar alıyor, yıkmak bir dakika.
Ögrendim ki...
Hayatında nelere sahip oldugun degil kiminle oldugun önemli.
Ögrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak degil,kendi en iyinle
kıyaslamak sonuc getirir.
Ögrendim ki...
Insanlarin basina ne geldigi degil,o durumda ne yaptiklari onemli.
Ögrendim ki...
Olmak istedigim insan olabilmem cok vakit alıyor.
Ögrendim ki...
Karsilik vermek, dusunmekten cok daha basit.
Ögrendim ki...
Butun sevdiklerinle iyi ayrilman gerek,hangisi son gorusme olacak bilemiyorsun.
Ögrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen,tepkilerin hayatini kontrol eder.
Ögrendim ki...
Affetmeyi ogrenmek deneyerek oluyor.
Ögrendim ki...
Para ucuz bir basarı.
Ögrendim ki...
Dustugun anda seni tekmeleyecegini
dusunduklerinden bazilari kaldirmak icin elini uzatir.
Ögrendim ki..
Asik olmanin ve aski yasamanin cok cesidi vardir.
Ögrendim ki..
Her sartta kendisiyle durust kalanlar daha uzun yol yürüyor.
Ögrendim ki..
Hic tanımadıgın insanlar, iki saat icinde,senin hayatini
degistirebilir.
Ögrendim ki.....
Duvarda asili diplomalar insani insan yapmaya yetmez.
Ögrendim ki..
Gercek arkadaslar arasina mesafe girmez.Gercek asklarin da!
Ögrendim ki..
Bazen baskalarini affetmek yetmiyor.Bazen insanin kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Ögrendim ki..
Yureginiz ne kadar kan aglarsa aglasindunya sizin icin
donmesini durdurmuyor.
Ögrendim ki..
Iki kisi munakasa ediyorsa,bu birbirlerini sevmedikleri
anlamina gelmez.Etmemeleri de sevdikleri anlamina gelmez.
Yillar sonra ogrendim ki...
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsiniz. Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, gerisini karsi tarafa birakirsiniz.
Ögrendim ki...
Bazi insanlar sizi cok seviyor ama,bunu nasil gosterecegini bilemiyor.
Ögrendim ki..
Her problem kendi icinde bir firsat saklar.Ve problem,
firsatin yaninda cuce kalir.
Ögrendim ki..
Sevgiyi cabuk kaybediyorsun,
pismanligin
uzun yillar suruyor.
Ögrendim ki...
Bu gün iyiyken yarin kötü olabilirsin...

Sept. 13
ali deryahanwrote:

Son Nefes -3-

Son nefes; buğusuz, berrak bir ayna gibidir. İnsanoğlu kendisini en net olarak son nefesinde tanır. Hayâtın muhâsebesi, kalbinin ve gözünün önünde sergilenir. Bu sebeple insanoğlu için ölüm ânından daha ibretli bir manzara yoktur.

Kur’ân-ı Kerîm’de bildirildiği üzere, hayâtı Allâh’a isyân içinde geçen Firavun, ancak Kızıldeniz’de ilâhî kahra dûçâr olurken kendisini ve ziyân ettiği ömrünü gerçek mânâda tanıdı. Dünyadaki nefsânî saltanatının iç yüzünün hakîkatte ne büyük bir sefâlet ve hüsrandan ibâret olduğunu son nefesinde idrâk ederek, içinde müthiş bir pişmanlık duydu. Âyet-i kerîmede bu hâl şöyle bildirilmektedir:

“…Nihâyet su onu boğmaya başlayınca (şöyle) dedi: «–İnandım. Gerçekten İsrâiloğulları’nın îmân ettiğinden başka ilâh yokmuş! Ben de müslümanlardanım!..»” (Yûnus, 90)

Lâkin iş işten geçmişti… Kızıldeniz’in girdaplarında boğulmak üzere iken kendisini îmân halkasına tutunmaya mecbur hisseden Firavun’a Allâh Teâlâ şöyle buyurdu:

“Şimdi mi (îmân ediyorsun)?!

Hâlbuki sen, bundan evvel (ömrün boyunca) isyân etmiş, dâimâ fesatçılardan olmuştun!” (Yûnus, 91)

İşte bir belâ gelince uslanıp, selâmete kavuştuğunda tekrar eski azgınlığına dönenlerin son nefesteki uyanış, pişmanlık ve îmâna yönelişleri bir hüsrandan ibârettir. Bu bakımdan tevbe ve pişmanlığı son nefese bırakmak, büyük bir aldanış sebebidir. Hâl böyleyken hayâtın sürprizleri, med-cezirleri, yâni iniş-çıkışları içinde çalkalanırken ölümün derin ve sessiz çığlığına kulak vermemek ve birgün kendimizin de o kapıdan geçeceğimizi hesâba katmadan yaşamak, ne hazin bir gaflettir.


Cenâb-ı Hak birçok âyet-i kerîmede, dünya hayâtını imtihan gâyesiyle yarattığını beyân etmektedir. Gaflete dalarak asıl gâyemizi unutma ihtimâlimize karşı birer ilâhî îkâz mâhiyetindeki bu âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulmaktadır:

“Her canlı ölümü tadar. Bir imtihân olarak sizi hayırla da şerle de deniyoruz. Ve siz ancak bize döndürüleceksiniz.” (el-Enbiyâ, 35)

“O ki, hanginizin daha güzel davranacağını denemek için ölümü ve hayâtı yaratmıştır…” (el-Mülk, 2)

Bu yüzden, dünya hayâtında yaşadığımız ibâdet, muâmelât ve ahlâk ile alıp verdiğimiz bütün nefesler, son nefesimizin bir nevî pusulası hükmündedir. Aynı zamanda âhiretteki hâlimizin daha bu dünyadaki tercümânı gibidir.

Dolayısıyla herkes, alıp verdiği her nefes ile aslında kendisini ilâhî cezâ veya mükâfâta hazırlamaktadır. Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmelerde, biz kullarını şöyle îkâz buyurur:

“Ey îmân edenler! Kendinizi ve âilenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” (et-Tahrîm, 6)

“Cehennem tutuşturulduğunda ve cennet yaklaştırıldığında, kişi neler getirdiğini öğrenmiş olacaktır.” (et-Tekvîr, 12-14)

“Hâl böyle iken nereye gidiyorsunuz?” (et-Tekvîr, 26)

Bu bakımdan her insan; gidişâtına ve nereye hazırlandığına dikkat etmek mecbûriyetindedir. Bunu da son nefese bırakmayıp ömrü boyunca bu hassâsiyetle yaşamalıdır. Zîrâ kâr ve zarar, kazanç ve kayıp keyfiyetleri dünya hayâtına mahsustur. Kabirde ne bir kazanç, ne de bir kayıp artık söz konusu olmayacaktır.

Toprak üstünde fânî, izâfî, nefsânî saltanat ve câzibelerin aldatmacalarına kananların ve bu sûretle rûhânî vasfını zaafa uğratanların, toprak altında hüsran ve horluğa dûçâr olacakları muhakkaktır. Üstelik, toprak altındaki ömrümüzün yâni kabir hayâtımızın, dünyadaki ömrümüzün kaç misli olacağı da bir meçhûldür. Bu bakımdan, akl-ı selîm sâhibi bir insana düşen asıl vazîfe, uzun kabir hayâtı ve ondan sonraki sonsuzluk âlemi için hazırlık yapmaktır.

Diğer taraftan, mü’min gönüllerde îmân nûruyla aydınlığa kavuşan ölümün karanlık yüzü, ürpertici bir korku olmaktan çıkmış, ebedî bir diriliş müjdesi hâline gelmiştir. Eş-dost adresleriyle dolu olan kabristanlar, îmân ehli için bir karanlıklar ülkesi değil, sessiz bir îkâz ve irşad beldesidir. Şuur sâhibi bir mü’min için hayat, ölümle iç içe yaşanan tabiî bir hakîkattir. Bu bakımdan gerçek bir mü’min, ölümle barışık insandır. Zîrâ ona hazırlıklı olarak yaşadığından dolayı gönlü huzurludur. Kısacası son nefesin en güzel ânımız olabilmesi, Hakk’a muhabbetle dolu bir gönle sahip olabilmemize bağlıdır. Aksi takdirde “dünya muhabbeti ve ölümden nefret” ile son bulan bir hayat, hüsran ile neticelenir.

Kâmil bir âhiret hazırlığını; Rabb’imizin Kur’ân-ı Kerîm’de bildirdiği “sevdiği vasıflar”ın şümûlüne girip, yâni; takvâ, zühd ve ihsân netîcesinde; merhamet, şefkat, hizmet, affedicilik, fedâkârlık ve sabır gibi cemâlî vasıflarla müzeyyen olup Hakk’ın sevdiği bir kul olabilmek şeklinde hulâsa etmek mümkündür. Buna göre bir mü’min, Cenâb-ı Hakk’ın cömertliğinden hisse alarak ikram ve ihsân sahibi olmalıdır. Takvâ ve sadâkati kendisine şiâr edinmelidir. Diğer taraftan, Rabb’in sevmediği; gurur, kibir, israf, zulüm, fitne, gıybet, dedikodu, iftirâ, yalan gibi cehennemî vasıflardan kaçınmak da, son nefes hazırlığının mühim bir bölümünü teşkîl eder.


Kulun, son nefesini hüsn-i hâtime, yâni îmân ile verebilmesi için öncelikle kalbini tezkiye etmesi, yâni çirkin temâyüllerden temizleyip, yüce hasletlerle tezyîn etmesi gerekmektedir. Zîrâ, bu sûretle kalbin takvâ kıvamına ulaşması, hayat yolculuğunun en kıymetli hidâyet meş’alesidir. Mevlânâ Hazretleri’nin şu ifâdeleri de, âdeta tezkiyenin bu mâhiyetini îzâh etmektedir:

“Mezar yapmak; ne taşladır, ne tahta ile, ne de keçe iledir. Lekesiz bir gönülde, kendi iç temizlik âleminde, kendine bir mezar kazman îcâb eder ki, onun için Allâh’ın yüce varlığı önünde kendi iddiâ ve benliğini yok etmen gerekir.”

Tezkiyenin kâmil mânâda gerçekleşebilmesi ve kalblerin seviye alabilmesi için de, Allâh ve Rasûlü’ne muhabbet duyguları ile dolu olmak gerekmektedir. Allâh’a muhabbetin en büyük alâmeti O’na itaattir. Allâh’a isyan hâlinde olup da muhabbet iddiâsına kalkışmak, kendini aldatmaktır.


Nitekim bir sahâbî, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e geldi ve:

“–Yâ Rasûlallâh! Bana öğüt ver, ancak kısa ve öz olsun!” dedi.

Bunun üzerine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Namazını, (hayâta) vedâ eden bir kimsenin namazı gibi kıl! Özür dilemen gereken bir sözü söyleme! İnsanların elindekilerden ümidini kes!” buyurdular. (İbn-i Mâce, Zühd, 15; Ahmed bin Hanbel, Müsned, V, 412)

Bu bakımdan ölüme hazırlanma gayreti içinde bulunan bir mü’min olarak, ibâdet hayâtımızı olduğu gibi, muâmelâtımızı ve beşerî davranışlarımızı da Sünnet-i seniyyeden feyz alarak güzelleştirmek mecbûriyetindeyiz. Elinden dilinden ümmetin istifâde ettiği bir kul olmalı, kendimiz için istediğimiz bir şeyi mü’min kardeşimiz için de isteyebilme diğergâmlığına kavuşabilmeliyiz. Netîcede ise, Allâh ve Rasûlü’ne duyduğumuz muhabbet, gönlümüzden bütün mahlûkâtı kuşatacak derecede taşarak, onlara Hakk’ın nazarı ile bakabilmemize medâr olmalıdır.

Hakîkaten, son nefes, buğusuz, pürüzsüz ve lekesiz bir ayna gibidir. Her insan bu aynada, güzellikleri ve çirkinlikleriyle bütün ömrünü net bir şekilde seyreder. O an, gözlere ve kulaklara hiçbir itiraz ve gaflet perdesi inmez. Bilâkis bütün perdeler kalkar ve her türlü îtiraf; aklı ve vicdanı pişmanlık iklîmine sokar. Dolayısıyla, hayâtımızı pişmanlıkla seyrettiğimiz ayna, son nefes olmasın! Bu ayna, Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i seniyye hâlinde henüz yaşarken hayâtımıza girsin. Zîrâ gerçek bahtiyarlar, ölümle tanışmadan önce kendisini tanıyabilenlerdir.

Rabb’imiz son nefesimizi, ebedî âlemdeki mükâfatlarımızı seyredeceğimiz bir pencere eylesin…

Âmîn!..


....... hayırlı cumalar.....

Sept. 11
gül mrb nasılsın
Sept. 10
_______(¯`(●)´¯)_ (¯`v´¯)
________(_.^._)__(¯`(●)´¯)
__________(¯`v´¯)´(_.^._)
_________(¯`(●)´¯)(¯`v´¯)
__________(_.^._)(¯`(●)´¯)
_____(¯`v´¯)_____(_.^._)_(¯`v´¯)______hello my sweet friend
____(¯`(●)´¯)__(¯`v´¯)__(¯`(●)´¯)
_____(_.^._)__(¯`(●)´¯)__(_.^._)
___¶___(¯`v´¯)´(_.^._)(¯`v´¯)
__¶¶¶_(¯`(●)´¯)_¶____(¯`(●)´¯)______bonne fin de journée
__¶¶¶¶¶(_.^._)___¶____(_.^._)
_¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶______¶_____¶¶¶¶
_¶¶¶¶_¶¶¶¶¶¶¶¶____¶___¶¶¶_¶¶
¶¶¶¶¶¶_¶¶¶¶¶¶¶¶____¶_¶¶¶¶_¶¶¶
¶¶¶¶¶¶_¶¶¶¶¶¶_¶¶___¶¶¶_¶¶_¶¶¶¶
¶¶¶¶¶¶¶¶_¶¶¶_¶¶¶__¶¶¶_¶¶_¶¶¶¶
_¶¶¶¶¶¶¶¶¶_¶¶_¶¶_¶¶¶_¶¶_¶¶¶¶
___¶¶¶¶¶¶(¯`v´¯)¶¶(¯`v´¯)¶¶
_____¶¶¶(¯`(●)´¯)¶(¯`(●)´¯)_________merci de ta visite
_______¶¶¶(_.^._)¶¶(_.^._)
______¶___¶¶¶(¯`v´¯)¶¶¶¶
_____¶¶____¶(¯`(●)´¯)¶¶
_____¶¶¶____¶(_.^._)¶
_____¶¶¶¶___¶¶¶¶__¶___¶________merci d’être mon amie
_____¶¶¶¶¶___¶¶__ ¶____ ¶¶
_____¶¶¶¶¶¶__¶¶__¶_____¶¶¶
______¶¶¶¶¶¶_¶¶_¶_____ ¶¶¶¶
_______¶¶¶¶¶_¶¶_¶___¶¶¶¶¶¶_______kisssssss 1000
________¶¶¶¶_¶¶ ¶_ ¶¶¶¶¶¶¶
_________¶¶¶¶¶¶_ ¶¶¶¶¶¶¶
__________¶¶¶¶¶ ¶¶¶¶¶
___________ ¶¶¶¶¶¶¶
____________¶¶¶¶¶¶
_____________¶¶¶¶
_____________¶¶¶
___¶¶¶¶¶¶¶¶__¶¶¶__¶¶¶¶¶¶¶¶¶
_¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶__¶¶¶¶¶¶(¯`v´¯)¶_________love you
¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶(¯`(●)´¯)¶
¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶(_.^._)¶¶
¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶(¯`v´¯)¶¶¶¶¶
_¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶(¯`(●)´¯)¶¶¶
___¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶(_.^._)¶¶
______¶¶¶¶¶¶(¯`v´¯)¶¶¶¶¶___________HAKAN
________¶¶¶(¯`(●)´¯)¶¶
___________$(_.^._)$
____________ ¶¶¶¶¶¶
___|___|___|_____|___|___|___|___|__
__|___|___|____|___|___|____|__|__
___|___|___|____|___|___|_|__|___
__|___|___|____|___|___|___|___|_
__.•´♥ `•.__.•´♥`•. __.•´♥ `•.__.•´♥`•____.•´♥ `•.__.•´♥`•. __
__.•´♥`•HAYIRLI GECELER DİLERİM ARKADAŞIM`•.__.•´♥`•___
__.•´♥ `•.__.•´♥`•. __.•´♥ `•.__.•´♥`•____.•´♥ `•.__.•´♥`•. __
__.•´♥`•____ GOOD NIGHT__.•´♥`•____ `•.__.•´♥`•___
__.•´♥ `•.__.•´♥`• AND•´♥ `•.__.•´♥`•____.•´♥ `•.__.•´♥`•. __
__.•´♥ `•.__.•´♥`__SWEET DREAMS____.•´♥ `•.__.•´♥`•. __
__.•´♥ `•.__.•´♥`•. __.•´♥HAKAN `♥`•____.•´♥ `•.__.•´♥`•. __
Sept. 10
DESEM Kİ


Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.






Cahit Sıtkı TARANCI
Sept. 9
samanyoluwrote:
Merhaba arkadaşlar,

sizlerle güzel bir web sitesini paylaşmak istedim. Konumuz kitap...

Konu kitap olunca içine dünya sığar; konular ardı ardına gelir..

Forum,paylaşımlar,bilgi,kültür ve daha neler neler var bu sitenin içinde..

Bekliyoruz...

http://www.okubekardesim.com
Sept. 3
hi
Sept. 2
KALPTEN, BİR DUA...
=============

Allah'ım...

Zulmetmekten yada zulme uğramaktan, düşmanlık etmekten veya düşmanlığa maruz kalmaktan, hata işlemekten veya bağışlanmayacak günaha girmekten; sana sığınırım...

Amin...

===========================
Osman Can YALÇINKAYA (KUTSAL ADAM)
===========================
http://www.kutsaladam.spaces.live.com
===========================
Sept. 1
hi
Aug. 30
ALİ CANwrote:


Siz Beraatınızı Aldınızmı ???

Eski zamanların birinde saf mı saf temiz mi temiz, her şeye ve herkese kanan bir adam yaşarmış. Tüm muradı insanlara hizmet edip Rabbinin rızasını kazanmakmış. Fakat bazı kendini bilmez insanlar, onun bu saflığından yararlanıp, ona kötü şakalar yaparlar, üzerlermiş. Gel zaman git zaman, bu saf adamın köyünden bir grup insan umre ziyareti yapmaya karar verirler. Giderlerken bu adamcağızı da yanlarında götürmeye karar verirler. "Yolda biraz takılırız, zaman geçiririz." diye.
Nihayet uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra yüce ALLAH'ın evi Beytullah tüm heybetiyle görünmüş. Müslümanlar ve bizim iyilik timsali saf adamımız, heyecan ve sevinçle ona koşmuş ve umre vazifelerini yerine getirmişler. Yaklaşık on gün burada ibadet ve taatla meşgul olan kafile artık toparlanıyormuş. Şimdi Resûlullah'a varma zamanı gelmişti. Nur şehir Medine'ye gitmek için yola koyulmuşlardı. Mekke'den bir mil mesafe ayrılmışlardı ki, içlerinden biri çantasından birtakım kâğıtlar çıkarmış, acele ile arkadaşlarına dağıtmaya başlamış. "Bu nedir?" diyenlere:
"Susun, sessiz olun. Bizim saf adam duymasın, ona müthiş bir oyun hazırladım." demiş.
Kafilede olan herkese dağıtmış. O kâğıtlardan sadece saf adama vermemiş. Arkadaşları dayanamamış, "Çabuk anlat, oyunun nedir?" demişler. Adam:
"Bakın, birazdan saf adam gelecek. Bizlere ellerimizdeki kâğıtların ne olduğunu soracak."
"Eee, biz ne diyeceğiz?" diye atılmış arkadaşları.
"Diyeceğiz ki, bu kâğıtlar bize cennetten gelmiştir. Umre ziyaretimizi kabul eden ALLAH, bizlere beraatlarımızı gönderdi." diyeceğiz.
Arkadaşlarından bazıları:
"Fakat bu çok ağır bir şaka." dedilerse de bu işi yapmaya karar verdiler.
Biraz sonra saf adam yanlarına gelmişti. Birde ne görsün, herkesin elinde birtakım kağıtlar, onu öpüp kokluyorlar. Dayanamadı:
"Ey benim arkadaşlarım! Nedir o elinizdeki öpüp kokladığınız kâğıtlar?" diye sordu.
Hepsi birbirlerine kaş göz edip gülüşmüşlerdi. Bu oyunu hazırlayan zat ona:
"Aaa, senin bu kâğıtlardan haberin yok mu?"
"Hayır, yok."
"Ama nasıl olur, bak, hepimize gönderildi bundan."
"Fakat anlamıyorum, nedir onlar? Kim gönderdi?"
"Kim olacak, umremizi ve ibadetlerimizi beğenip kabul eden ALLAH gönderdi."
Saf adam âdeta beyninden vurulmuştu. Son baharda yaprakları dökülüp en ufak bir rüzgârda titreyen bir gül ağacı yaprağı gibiydi. Dudakları: "Rabbim! Rabbim! diye kıpırdıyordu.
Aniden yönünü Mekke'ye çevirdi. Kâbe karşısındaydı; birden olanca kuvvetiyle koşmaya başladı. Arkadaşlarının "Dur, gitme! Şaka yaptık." sözlerini duymuyordu bile. Onun gönlü yanmıştı, hem de nasıl bir yangın? Belki Nil nehri oraya aksa, söndüremeyecekti. Düşüyor, kalkıyor, ağlıyordu. Sonunda kavuşmuştu Beytullah'a. Ona öyle bir sarıldı ki, gözyaşlarını, Kâbe'nin örtüsü içine çekiyordu. Kalbini âlemlerin Rabbi olan ALLAH'a bağlamış haykırıyordu:
"Ey yüceler yücesi ALLAH'ım! Ey benim Rabbim! Niye benim beraatımı vermedin, ne kusur ettim? ALLAH'ım! Arkadaşlarım öyle mutlu ve sevinçli, ben böyle boynu bükük yetim kaldım. Rabbim! Sana yalvarıyorum! Benim de beratımı ver. Ne olur ALLAH'ım, beratımı ver!"
O, böyle yalvarırken, kafasına bir şeyin değip yere düştüğünü hissetti. Bir de ne görsün, arkadaşlarının ellerindeki kâğıtlardan çok daha güzel bir kâğıt. Hemen aldı, sevinçten ne yapacağını şaşırmıştı. Hemen kalktı kafilesine doğru koşmaya başladı. Bir yandan da bağırıyordu:
"Aldım! Aldım! Ben de beratımı aldım!?"
Arkadaşlarının hepsi şaşırmıştı. Adam yanlarına gelince, hemen elindeki kağıdı aldılar. O da neydi? Bu kâğıt nasıl da güzel kokuyordu! Hayatlarında hiç bu kadar güzel bir koku koklamamışlardı. Üstelik çok garip harika desenli bir kâğıttı. Şimdi hepsi telaşlanmışlardı, işin içinde bir iş vardı. Hiç vakit kaybetmeden hemen Mekke'ye döndüler ve o devrin büyük âlimi bir büyük zata gittiler. Kâğıdı ona verdiler. O âlim zat kâğıdı eline alır almaz, ayağa kalktı.
"Sübhanallah! Bu cennet kokusudur." dedi. Kâğıdı açınca hayret ve dehşeti arttı:
"Bu," dedi, "bu bir berattır. Falan adama yazılmıştır. Hem de nur mürekkeple yazılmıştır."
Hepsi donmuşlardı. Kimileri hüngür hüngür ağlıyordu. Âlim o saf adamı kucaklamış sakallarından, yüzünden, ellerinden öpüyordu.
"Ne olur bana dua et!" diye rica ediyordu.
ALLAH, bu saf kuluna rahmet etmiş, ona nazar edip mükâfatlandırmış ve arkadaşlarına da bir ders vermişti.



Aug. 30
adem ademwrote:
Yatmayla Kalkmayla İslam Olunmaz

İyiliği emret doğru sözlü ol
Gülyağı kokmayla İslam olunmaz
Okuyup araştır ilim ile dol
Kafadan sıkmayla İslam olunmaz

Zalimin zulmüne ortak olursak
Düşenin saçından bizde yolarsak
Kul hakkı alarak huzur bulursak
Takkeyi takmayla İslam olunmaz

Yalandan dolandan medet umarsak
Haksızlığa karşı gözün yumarsak
Haramı görünce hemen tumarsak
Yiyip de bıkmayla İslam olunmaz

Bilgiye değer ver alime hürmet
Söz seni yüceltir yapmazsan gıybet
Hurafeler sende görürse kıymet
Mumları yakmayla İslam olunmaz

Komşumuz çaresiz kulak tıkarsak
Önemsiz işlerden gönül yıkarsak
Anneye babaya bakmaz bıkarsak
Kabeye bakmayla İslam olunmaz

Dedemiz nenemiz Müslüman dersen
İnançsız yaşayıp ortaya sersen
İnananı yobaz irtica görürsen
Nifak sokmayla İslam olunmaz

Mekke’den bin dönüm olsa da arsan
Kafana bir tomar sarık da sarsan
Gösteriş uğruna beş vakit dursan
Yatmayla kalkmayla İslam olunmaz

Abdullah Ramazan
Aug. 28
KADINLARI VE ERKEKLERİ MUTLU ETMENİN YOLLARI...
===================================

A - KADINLARI MUTLU ETMENİN YOLU...

01. Saçlarını okşa,
02. Yücelt,
03. Şımart,
04. Gözlerinin içine bak,
05. Geleceğe ait planlar yap,
06. Dil dök,
07. Yalvar,
08. Destek ol,
09. Yemeğe götür,
10. Alışverişe götür,
11. Tekneye bindir,
12. Güldür,
13. Zeka oyunları yap,
14. Müzik dinlet,
15. Teşvik et,
16. Teskin et,
17. Affet,
18. Hayran kal,
19. Banyosunu hazırla,
20. Güven ver,
21. Kapıyı tut,
22. Asansörde kat düğmesine bas,
23. Arabasının kapısını aç,
24. Isıt,
25. Sarıl,
26. Öp,
27. Ona hasta ol,
28. Kulağına fısılda,
29. Ayaklarına masaj yap,
30. Konsere götür,
31. Onu her yerde ve her zaman bekle,
32. Tanrıçan yap,
33. Onunla birlikte rejim yap,
34. Onunla birlikte spor yap,
35. O uyumadan uyuma,
36. O uyanmadan uyanma,
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
1000. Ne istediğini önceden anla,
1001. Günde yedi kez özür dile,
1002. Sürekli onu dinle,
1003. Yorganı çekince ses etme,
1004. Yorganı titretme,
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
6789. Spor araba al,
6790. Saat al,
6791. Yüzük al,
6792. Küpe al,
6793. Traş ol,
6794. Saç seklini değiştir,
6795. Kareli gömlek giy,
6796. Yemin et,
6797. Dayan,
6798. Katlan.
.
.
.
.
.


B - ERKEKLERİ MUTLU ETMENİN YOLU...

01. Karnını doyur.
02. Televizyonun kumandasını ver.
03. Televizyonun önünden çekil.

=========================
Osman YALÇINKAYA (KUTSAL ADAM)
=========================
http://www.kutsaladam.spaces.live.com
=========================
Aug. 21
Selamün Aleyküm ve Rahmetullah!
Seven "O"
Sevdiren "O"
Özleten "O"
Hatırlatan "O"
Özleyince dua ettiren "O".
Sevgi ne güzel,
Kimbilir Sevmeyi Yaradan Ne Güzel!
Sevmeyi Yaradanın Sevgisinden Nasiplenmek Duasıyla...
Cumanız Mübarek Olsun...
allah tan dilleyim sizleri kimselere buhtaç
etmesin..
sevgiler
Aug. 14
Bir Bardak Çay Gibi Ömür…
Kimininki Bir Dikişte Biter.
Kimininki İse Yudum Yudum…
Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar…
Üç Şeye Dikkat Etmek Gerekir Yaşamda…
Göz, Dil Ve Gönül…
Göz Ve Dile Hâkim Olmak Zor
Ama Gönül'e Hâkimiyet Daha Güç…
Gönlü Sakınmak Lazım;
Kin,Nefret Ve Kıskançlık Yatağı Olmaktan…
Tereddütte Kalmamak,
Ne İstediğini Bilmek Veya Neyi İsteyeceğimizi Bilmek… Küstahlığa Düşmek KorkusuDa Var Tabi İnsanın İçinde. Davaya, Hayata Ve İlme Karşı…
Övünmek Korkusu Da Var Tabi
İnsanın Küfre, Cisme Ve An'a Karşı…
Sanki Canavarın Esiri Gibi Bir Sağa Bir Sola Çarpıyor, İstikrarsız Ekonomi Gibi Bir İleri Bir Geri Gidiyorsun… Enflasyonun Canavarı Olmuşuz Haberimiz Yok…
Karanlıkta Kaybolan Gölge Misali Silinmiş Hayattan. Ayrılmak Zor.. Ama Sonu Bilmek Daha Zor…!
Hazan Mevsiminde Dökülen Yapraklar Gibi,
Tek Atımlık Kurşunu Kalmış Kovboy Gibi,
Ölümün Soğukluğunu Hisseden Gladyatör Gibi,
Hızlı Adımlarla Çıkan Ve Yine Hızlı Adımlarla Düşen, Başarısızlıktan Korkan,
Başarınca Başarısızlığı Unutan,
Başarısız Bir Başarılı Gibi…
Ben Mutluluk Sınırlarını Aşıyorum…
Acılarımı Anıyorum Devamlı…
Dost Görünen Düşmanlar,
Düşman Olan Dostlar İle…
Aklımın Duru Olması Zihnimi Karmakarışık Yapıyor.
Her Bölgesi Neden Ve Niçinler İle Dolu…
Toprakta Çürüyen Beden Ve Saç,
Yoldaş Olan Kefenle Nefis,
Peşime Düşen Sessiz Gölgeler…
Karanlık Sokaklarda Sessiz Ve Çaresiz Şikâyetname Hazırlamaktalar Hakkımda…
Öldü Dersiniz…
Ölümü Hak Edecek Yeterliliktede Değilim Ama...
Medet Bekleyecek Tek Bir Kapı,
Feraha Çıkacak Bir Yol Vardır Belki…
Rengârenk Hayatın Renksiz Yaşamı...
Sonsuz Zamanın Ruhsuz Ecdadı...
Yaşanmış An'ın Yaşanmamış Saati...
Susuz Bahçenin Solmuş Gülü…
Hayatın Acımasızlığı İle Ruhum Tevafuklar İle Ayakta.
Gül Yüzlülerin Hayranlığı Var Sana…
Bunu Düşün,Sükût Et…
EtKi,En Azından Adam Bilinesin Sükûtsuzlar Arasında…
Arkadaşlık, Dostluk Önemlidir...
Değerini Bilmek Gerekir...
Sırrını Paylaşabileceğin, Derdini Anlatabileceğin, Üzüntünü Dile Getirebileceğin,Sevincini Haykırabileceğin Bir Kişinin Çevrende Olması
İnsana Hem Güven HemDe Mutluluk Verir...
Sende Taşın Altına Elini Koyacaksın
Ama
Her Şeyi Başkasından Beklememelisin…
Kılıç Üzerinde Yürüyeceksin
Ama
Kılıç Hayatı Ve Seni Kesmeyecek…
Yok, Öyle Yağma…
Kalbini Açık Tutacaksın Hayata…
Kalbin Kör Olursa Gözler GörürMü Ki Hiç…
Gözü Kör, Kalbi Kör, Yaramaz Bir Beden…
Palyaçolara Özendim…
Yüzüm Sırıtırken İçime Kan Akıtıyorum…
Metafizik Âlemde Takılıyor,
Patlamaya Hazır Bombaya Dönüşüyorum…
Saniyeler Var Patlamaya…
İyiler Arasında Kötülük Yüklü Bir Bombayım…
Bütün Kötülükleri Yok Etmek Adına
İyiliğin Değerini Anlamak İçin Bu Yapılanlar…
Kötülük Olmasaydı,İyiliğin Hiçbir Özelliği Kalmazdı... Onun Değerini Ortaya Çıkarır Kötülük…
Bir Bardak Çay Gibi Ömür…
KimininKi Bir Dikişte Biter,
Kimininki İse Yudum Yudum…
Dibinde Kalan Çöpler İse,
Hayattan Kalan Kalıntılar…
Aug. 12
saiteliliwrote:
Saliha Hanım Olmak Demek.........
Güzel kızım, unutma!..

Sâliha bir hanım olmak; incelik ister, fedâkarlık ister.

Gönlündeki deryâyı coşturup inciler devşirmek gerek. Sevmek gerek hanımlığı, anneliği…

Merhametli olmaya baş koymak, gönül tasınla bütün âleme serin, berrak bir yağmur olup kupkuru toprakları münbit hâle getirmek kolay değildir, elbet…

Hazret-i Âmine'lik rûhuna bürüneceksin önce…

Kimdir Âmine? Ne demektir Âminelik rûhu?

Emâneti en iyi taşıyan demek. Hâmil olduğun yükün "emanet" olduğunu bilip, rûhun bu yük altında ezilecek, dokuz ay çile çekeceksin…

Dilinden geçen zikri yüreğinde hissedeceksin ki, ardından insanlığa numûne olacak bir "sadaka-i câriye" bırakabilesin.

Sonra Hazret-i Hacer olup teslimiyet bağrından zemzem akıtmak… Yanacaksın, koşacaksın, ağlayıp O'na dayanacaksın ki, zemzemler fışkırsın, kurak yüreklerden…

* * *

İki gözümün ışığı!

İçinde, kıpırdanan yavrunu ilk hissettiğin andan itibaren bir merhamet kaplar hücrelerini... İşte o zaman Allâh'a şükredeceksin, Peygamberlerin en fârik vasfı olan "merhamet"ten sana da bir pay verildiği için…
Yavrucuğum, insanın en büyük ihtiyacı "rûh gıdası"dır. Onun ilk kıpırdanmalarına salevât-ı şerîfelerle karşılık vereceksin. Sen fark etmesen de o seni duyar ve hisseder. Öyleyse ilk duyduğu, Allâh'ın kelâmı, Peygamber Efendimiz'e sunmuş olduğun duân olsun.

Dokuz aylık çile çabuk geçmez, geceleri yatamadığın zaman kıyâma dur ki, Rabbinin huzurunda durmayı öğrensin…

Gözyaşı dök ki, merhameti öğrensin, ümmet-i Muhammed'e duâ ve infâk et ki cömertliği öğrensin…

Ağzından haram lokma girmesin, yavrum! Helâl lokmayı tanısın ki, harama uzanmasın.

Tatlı dilli ol ki, kötü konuşmasın.
Secdelerini çoğalt ki, Rabbinin karşısında hiçlik ve tevâzuya bürünsün.
Mahlûkata gönlünü aç ki, sevgiyi ve muhabbeti öğrensin…

Sancılar sana kıyâmetin dehşetini hatırlatır, belki. İşte o zaman anacığını anlayacaksın. İşte o zaman "cennetin anaların ayakları altında olduğunu" öğreneceksin. Dişlerin birbirine kenetlenince, ölümün varlığını tadacaksın.

Yavrunu kucağına alınca, dünyanın "gurbet" olduğunu ve konuşmanın zevkini tatmak için bu dünyada bedel ödemek gerektiğini öğreneceksin.
Ona sütünü, Yâsin-i Şerif'lerle verirken; dünyadaki en güzel şeyin, insanlara "Allâh için kendinden koparıp vermek" olduğunu hissedeceksin.
Geceleri herkes uyurken, onun seni ağlayarak çağırmasına zevkle koşup gideceksin. İşte o ân, Rabbini de gerçek mânâda sevdiğinde, teheccüde kalkmanın senin için bir yük olmadığını anlayacaksın.

Onu hasta ve ateşler içinde görünce "hiçliğini" ve "çaresizliğini" görüp Allâh'a îmânın kat be kat artacak…
Ona sünnet-i seniyye ile yaşamayı öğret ki, Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e hayran olup, onu taklid etsin. Öğretmezsen ilerde kim olduğu belirsiz kimseleri taklide başlar, onlara hayran kalır, sen de mes'ul olursun.

Onunla mübarek gün ve geceleri zevk ve heyecan içinde yaşa ki, gayr-i Müslimlere ve onların eğlencelerine hayran kalmasın. Bayramını bilip, gerçek bayramı olan kıyâmet sabahı için hazırlansın.

Ona Kur'ân-ı Kerim'i çok iyi anlatmalısın. Her bir sûre, onun gönlüne iniyormuş gibi hissetsin ki, yaşantısıyla "canlı bir Kur'ân" olsun.
Hâfızlığı sevdir, ona âşık olsun ki, dilinde şarkı-türkü olmasın. Boş satırların hamalı olmasın…

Kur'ân-ı Kerîm kültürüyle aydınlanırsa iki dünyası da pürnûr olur.

İşte o zaman, tıpkı şimdi benim olduğu gibi seni de kabirde nûrdan taçlarla taçlandırıp cennet elbiseleriyle nûrlandırırlar…

Hedefini unutma kızım, hedefin sâliha bir hanım, sâliha bir ana olmaktır..alıntı .
(Mevlam saliha hanımların şuurunda eylesin bizleri inşşş)
Aug. 11
ozge dalwrote:
Barbie'nin Asıl Zararı Kime?
Cübbeli Ahmet Hoca, Barbieleri eleştiren bir konuşma yapmış. Eleştirinin özü şöyle: Bu bebekler bebek değil, tıpkısının aynı kadından taklit edilmiş, bu nedenle tahrik edici.

Bu özet anlatım içinde, Barbie’nin bir bebek sayılamayacağı görüşüne katılsam da, katılamayacağım iki görüş mevcut: Birincisi, Barbie, Ahmet Hoca’nın savunduğunun aksine, hakiki kadınların tıpatıp aynısı değil. İkinci olarak da bu bebekler tahrik etme ihtimalinden önce, kız çocuklarına zarar verdikleri için sakıncalı bulunmalılar. İdealleştirilmiş bir kadın modeli üzerinden üretiliyor bu oyuncaklar ve bir şekilde odalarına, hayal dünyalarına dahil oldukları kız çocuklarına da model oluyorlar. Barbielerin yaydığı imgeler nedeniyle kız çocuklarının en azından bir kısmı sıfır beden ölçülerine (yani bir bakıma ergenlik öncesi vücutlarına) kilitleniyorlar. Bu nedenle de yeme bozukluklarına yakalanıyorlar.

Diğer taraftan Barbie örneğinde cinsiyetsiz bir cinsellik ideali yükleniyor kız çocuklarına ve kadınlara. Cisimsizleştirilmiş, yağlarından özsularından arındırılmış bir “en iyi beden” öneriliyor. Barbieler, hamile modelleriyle bile annelikle, evle, çocuk bakımıyla ilgili görünmüyorlar. El Greco’nun uzatılmış, inceltilmiş “ruhani” kişilerini andırıyorlar bir açıdan, ama fazlasıyla dünyeviler. Hem cinsellik sembolü gibi algılanabilir, hem de ergenlik çağının başlarındaki genç kız bedenlerini hatırlatan vücutlarıyla cinsellikten arınmış gibiler.

Modacılar nezdinde 20. yüzyılın kadınını simgelemiş olan Barbieler çoktandır pedagojik bakımdan sakıncalı bulunuyor. Piyasaya çıkarıldığı ülkelerde bütün versiyonlarıyla çocuklar için uygun bir oyuncak olmadıklarını ortaya koyan tartışmalar açılıyor.

Kız çocuğunuz varsa, Barbie bebeklere ilgisiz kalmanız neredeyse imkânsız. Çarşıda pazarda Barbieler yüzünden kızınızla anlaşmazlığa düşmüş olmanız da mümkün. Bu bebekler evleri, eşyaları, kalabalık giysi dolapları, ormanları ve parklarıyla o kadar her yerde ki, kız çocuklarının oyun dünyasında hayali bir şekilde de olsa yer ediniyorlar.

Birkaç yıl önce, çok güzel, çok şirin esmer bir kız çocuğunun, rengi Barbie bebeklere benzemediği ve asla benzemeyeceği için ölmeyi dilediğini duyunca, Barbieler üzerine uzun bir inceleme kaleme almıştım. O sırada yaptığım gözlemlerde şunu tespit ettim: Bir ila iki yaş arasındaki kız çocukları Barbie ile normal bir bebek arasında seçim yapması gerektiğinde Barbie’yi seçiyor. Barbie olmayı da seçiyor ve oyununu o şekilde kurguluyor. Çocuk elbette bu tür özdeşleşme problemlerini başka örnekler üzerinden de yaşayabilir. Fakat Barbieler her yerde ve varlıkları da ekranlardan yayılan model imgeleriyle bütünleşiyor.

Küçük çocuk büyüyor, genç bir kadına dönüşüyor, fakat bir türlü Barbie’ye benzeme amacını gerçekleştiremiyor. Ameliyatlar, boyama işlemleri, kremler, maskeler, peruklar, rejimler, yağ aldırmalar, kaburga kemiği kırdırmalar, balenler, korseler, açık renk lensler, kendi bedenini yeniden inşanın, rengini değiştirmenin yolları sayılır. Kozmetik sektörünün yeni sihirli ürünleriyle kolaylaştırılan renk değişimine karşılık, sarartılmış saçların altından yükselen siyah teller, ıslah edilmesi gereken yanlışlıklardır.

İran’da 1997 yılında Barbie bebeklere karşı bu ülkenin geleneklerinin ve İslamiyet’in karakteristik özelliklerine sahip, “Sara” ve partneri olarak da “Dara” isimlerini taşıyan bir dizi bebek tasarlandı, ama bu bebekleri Tahran’daki oyuncak mağazalarının vitrininde bile göremiyorsunuz.

Barbie güzel endamlı, hiç yaşlanmayan ve asla doğurmayan bir kadın; üstelik her yerde... Sara ise şişman, bazen çocuklu ve galiba yine hamile....

Büyük bir yanlışlık yapılıyor, diye yazıyor Germaine Greer “İğdiş Edilmiş Kadın ’97” başlıklı makalesinde. Greer’e göre; Batı kültüründe insan yapımı kadın, doğuştan kadının yerini almak üzere emin adımlarla ilerliyor. Annelik artık kutsal değil; anne çocuklarının başarısında pay iddia edemiyor, fakat bütün başarısızlıklarının suçunu taşımak zorunda. Bir zamanlar kadınlar üreme organlarından başka bir şey değilken ve davranışlarının çoğu doğurganlıkla belirlenirken, şimdi dişi olarak özgül organlara ve işlevlere sahip oldukları iddiasında bulunamıyorlar. Yüz milyonlarca şişman küçük kız, erkek bedenli bebeklerle oynuyor ve her hafta “süpermodel” denen cin fikirli hilkat garibelerinin neler yaptığını okuyorlar. Dünya çapındaki bu fenomen, bol bol çığırtkanlığı yapılan “geleceğin kadınların olduğu” görüşüyle nasıl bağdaştırılabilir? Ya da toplumun feminize olduğu fikriyle?.. Greer’e göre, bu açık çelişkileri anlamlandırmanın tek yolu, feminen (kadınsı) olanın dişinin bir versiyonu değil, dişinin reddi olduğunu görmektir.

Başa dönecek olursak... Barbie, asli olarak “bebek” değil, bir podyum kadını modeli. Varlığı (ve versiyonlarıyla) kız çocuklarında tartışmalı Elektra kompleksini bile bastırabilecek bir yetersizlik algısı kaynağına dönüşüyor. Ahmet Hoca’nın bu oyuncağı eleştirirken, kız çocuklarının ruhsal yapısına verebileceği zarara yoğunlaşmış olmasını dilerdim.

( Cihan Aktaş ) - 13.07.2009
Aug. 10
<< First    < Previous    Next >    Last >>