hayat öğrencisi in izmir
.-.-.-.GÜL.-.-.-.-. isn't in your network. Add .-.-.-.GÜL.-.-.-.-.
|
EFRAİM G�LTEKİNwrote:
Saf oldum HELLO! I WANT A WEEKEND WITH LOTS OF LOVE... A LIFE WITH MUCH LOVE YOU LEAVE YOU MY LOVE FOR IT kalbiniz tertemiz ve yaşamınız huzur içerisinde olsun arkadaşım. KÜRT SORUNU 1982 Yıllarında ÖZAL tarafından sokulan bu nifak tohumları, 2001 yılından itibaren Titizlikle kanunlar değiştirilerek sağlam bir zemine oturtuldu. Bunlar, benim şahsi düşünce ve yorumlarımdır. Hiçbir devlet, kendini yıkmaya yönelik kanunları çıkarttığı görülmemiştir. Bu gün Vatana ihanet cezasını bırakalım, Türklüğe hakaret dahi serbest hale gelmiştir. Siyasetçiler, sırf Kendi menfaatleri icabı bu haksızlıklara göz yummuşlardır. Vekil dendiği zaman aklımıza temiz İnsanlar gelir. Lakin, bizim vekillerimizin yarıdan fazlası sanık durumunda. Bir birlerinin suçunu Örtbas etmek için yasaları kendi lehlerine çevirmekteler. Bir devlete yakışmayacak hareketlerde Bulunmaktalar. Laik düzen ortadan kaldırıldı. TÜRKİYE LAİKTİR, LAİK KALACAK kelimesi, hiç Oldu. Siyasetçilerden hangisi bu duruma düşülmesinde yardımcı olmadı ki? KÜRT sorunu diye tutturdular. Yanlı medya, devamlı olarak bunu savunmakta. Bölücülük Değil de bu nedir? Adaleti dahi tarafsızlıktan çıkardılar. Biri TÜRK, diğeri Kürt olan anne babadan Olan ve onlardan türeyen milyonlarca insanımız var. Bunları ne sayacağız? TÜRK MÜ, Kürt mü? Güney doğu illerimizi halk oyuna sunsunlar ayrılmak istiyorlar mı? Çoğunluğu elde eden illere Bu hak verilmelidir. Amma! Diğer illerde Kürt devletini isteyen her şahıs, o tarafa geçmek koşulu ile. Özerklik filan yok. Ne yaparlarsa yapsınlar. Sınırları ayrı olmak koşulu ile. Bakalım ki gerçek Kürt Vatandaşlarımız bunu kabul edecekler mi. Bu Kürt sorununu çıkartanlar, ermeni kökenli Kürt gözüken Şahıslardan başkaları değildir. Ermenilerle, bunların istediği topraklara bakacak olursanız. Aynı yerler Olduğunu görürsünüz. Zamanında aynı kişiler 1925 lerde isyan etmişlerdi. ATATÜRK cumhuriyeti, Bunlara gereken dersi verdi. Ne var ki, bunların torunlar bu gün vekil olarak ve hatta birçoğu devletin Belirli makamlarında cumhuriyetten öç almaktalar. Biçare duruma düşürülmüş halkımızın ise, gerçek Olacaklardan haberi dahi yok.devlet güçleri ele geçirilmiş, paşaları ve aydın kesim tutuklanmış veya susturulmuş bir vaziyette. Bana göre laik bir cumhuriyetten, bağımsız yargıdan vicdanen bahsetmek Mümkün değildir. Gerçek TÜRK’LE KÜRT veya diğerleri etle tırnak olmuşlardır. Birbirinden yırılması Büyük acı verir. Halkımızın bu zorluklara dayanarak dur demesi gerekir. Haniye her zaman deriz, MEVZU BAHİS VATAN SA, GERİSİ TEFERRUATTIR. Ermeni den dönmelere inanıp kalmayacağız. El Ele, göğüs göğse vatan için gerekeni yapmamız gerekiyor. Benim acizane düşüncelerim böyledir. Sevgilerimle vatanımızı seven ve her şeyi yapmaya hazır olan yurttaşlarımıza.
1 day ago
|
|
|
KOLUMU KESİVER KOMUTANIM ,
Çanakkale’de savaş kızışmıştı ALLAH… ALLAH… nidaları top seslerini bastırıyordu. Çanakkale Savaşların’da kumandanlık etmiş, yaralanmış, emekli bir subay o anda yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor: “Bir aralık yanımda bir ayak sesi duyar gibi oldum. Geriye dönünce, Ali Çavuş ile karşılaştım. Sapsarı olmuş, yüzünden büyük bir ızdırap okunuyordu. Daha neyin var demeden, o her şeyi anlatmaya yetecek olan kolunu bana gösterdi. Dehşetle ürpermiştim. Sol kol bileğinin dört parmak kadar yukurısından aldığı bir isabetle hemen tamamen kopacak bir hizaya gelmiş, eli yere düşmekten, ancak zayıf bir deri parçası alıkoymaktaydı. Ali Çavuş dişlerini sıkarak ızdırabını yenmeye çalışıyordu. Sağ elindeki çakıyı bana uzatarak “şunu hemen kesiver komutanım” dedi. Bu üç kelimelik cümle öyle müthiş bir istek, öyle bir mecburiyet ifade ediyorduki, gayrı ihtiyari çakıyı aldım ve derinin ucundan sallanan eli koldan ayırdım. Bu tüyler ürpertici vazifeyi yaparken, bir şey söylemiş olmak için; “üzülme Ali Çavuş ALLAH vücduna sağlık versin.” diye mırıldandım. O yere düşen elin, elsiz kalan koluna ve bir oluktan boşanır gibi akan kanlara kıymet bile vermiyordu. Gözlerini duman ve ateş içindeki yurt ufuklarına çevirerek”Feda olsun, yeter ki memleket sağ olsun!” diye mırıldandı. Ali Çavuş yalnız elini değil, çok geçmeden hayatını da bu memleket uğruna, bu mukaddes ülkeyi korumak yolunda feda etti. Gözlerini hayata yumarken de aynı kelimeleri tekrarlamış: “ALLAH imandan ayırmasın! Canım vatana feda olsun!” demişti.” RABBİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN AMİN..
Nov. 4
|
|
|
Basri KALENDERwrote:
Şeytan hizmetçi kılığına girmiş ve yirmi sene Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri'nin yanına gidip gelmişti. Bir türlü gönlüne vesvese vermeye, ona istediklerini yaptırmaya muvaffak olamamıştı. Birgün:
- Ey Üstad! Yoksa siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? dedi. Hazreti Cüneyd: - Sen lanetli İblissin. İlk geldiğin andan beri seni tanıyorum, buyurdu. Şeytan: - Ey Sultanü'l Muhakkikin! Sizin kadar yüksek dereceye ulaşan başka bir büyük zat tanımıyorum. Yirmi senedir size hiçbir isteğimi yaptırmaya muvaffak olamadım, dedi. - Defol mel'un! Şimdi de beni kendini beğenme hastalığına düşürerek mahvetmek mi istiyorsun! Yirmi senede yapamadığını yirmi saniyede mi yapacaksın? Yıkıl karşımdan! diye bağırdı. * * * İnsanın en zayıf damarı "Sensin!" denilerek, koltuğunun altına girmektir. Nice cahil, günahkar, kendisini alim ve faziletli zannederek bu şekilde İslam'a zarar vermiş, verdirilmiştir. Günümüzün de en teklikeli hastalıklarından da birisi budur.
Nov. 4
|
|
|
ismail kocawrote:
kardeşim nasılsın uzun zamandır göremiyom seni kendine iyi bak allaha emanet ol kardeşim.kal salıcakla.
Nov. 4
|
|
|
celal akcanwrote:
Konu: İLK GECE KORKUSU - 7b - Namaz Cehennemden Kurtarıcıdır Şimdi dikkatle dinle ikinci soru geliyor. Peygamberin kimdir?-Peygamber mi o da ne? -Sana yol gösteren, hayatta rehberlik eden kimdir?-Şey eee yani bir dakika düşüneyim de…Bu sırada namaz yanında oturmuş salâvat getirmektedir. “Allah’ümme Salli ala seyyidina Muhammed ve ala âli seyyidina Muhammed” bunu birkaç defa tekrar eder. Ahmet hafiften kulak kabartır. Namazı kendisine bu konuda da yardımcı olmuştu. Tahiyyatta oturup okuduğu dua aklına gelmişti. Onunla birlikte bir gül kokusu hissetti ta yüreğinin derinliklerinde. Birden efendisi Hz Muhammed göründü. Elinde Kur’an kendisine tebessüm ediyordu. Bu Ahmet için en büyük mutluluktu. Hep hayal ettiği ve görmeyi çok arzu ettiği efendisi Hz Muhammed (as) şimdi karşısındaydı. İşte benim senin peygamberin derecesine nakışlarıyla umut veriyor, Ahmet’i cesaretlendiriyordu. Ahmet, namazın fısıldayan nefesiyle bu suyu da çözmüştü;-Efendim Hz Muhammed aleyhisselamdır. O benim nebim ve peygamberimdir.Melekler isabet ettiği cevapta olduğu gibi bunda da tekbir Ahmet’i getirip kutladılar. Ardından üçüncü soru geldi:-Kitabın ne? Sana yol gösteren rehber ve kılavuzluk eden kitabın nedir söyle! Dediler. Ahmet artık ortama alışmış ve namazın o cennet müjdecisi nefesinden ruhuna akan sese kulak vermişti.“Elif Lam Mim zelikel kitabu la raybe fiih. Huden lil muttakiin” Kutsal nağmeler terennüm ediyordu namazın nefesinde. Ahmet namazda okuduğu ayetleri hatırladı. Kendisi için ebedi kılavuzun tek olduğunu hatırladı. Sevinç boğazında düğümlenmişti. Konuşmakta zorlanıyordu. İlk aşamayı geçmeye çok az bir zaman kalmıştı. Ruhunun tüm zerreleri sevinçten büyük bir mutluluk duyuyordu. Hele o güzel insanın elindeki kitaptan bir ayet okuması Ahmet’i kendinden geçirdi. Ruhu dayanamadı bu büyük mutluluğa. Kendisine göre kısa bir süre sonra ayıldı. Gözleri ayın on dördü gibi parlıyordu. Nefesi güçlenmiş, sesi gürleşmişti;-Kitabım Sonsuz Nur ve eşsiz rehber Kur’an- Kerim’dir. O dünyadan getirdiğim nurum ve yol aydınlatıcımdır. Işığımdır. Her namazımda onunla hayat bulur ve her sabah ondan bir bölüm okuyarak güne bir kuş kadar özgür başlardım. Melekler yine tekbir getirip sevincini paylaştılar. Son soru gelmişti ansızın:-Kıblen neresi söyle!Artık Ahmet için bu soru daha da kolaylaşmış bir örgüye dönmüştü. Tüm ihtişamıyla Kabe siyah örtüsünün içinde tam karşısında duruyordu. Namazı ise onun karşısında kıyam, rüku, secde, tahiyyat derken namazı ikame etmeye başladı. Hz İbrahim ve Hz İsmail canlandı gözlerinde. Onların Kâbe’nin duvarlarını ilk defa nasıl yükselttiklerine şahit oluyordu. Derken Hz Muhammed (as) yıkılan duvarları onarılmış Kâbe’nin yanına Hacerül Esvet’i koyuşu canlandı. Onun Muhammedül Emin olarak vasıflandırılışını hatırladı. Hepsi kısa bir sürede zihninden bir film şeridi gibi geçti. Sevinci bir şelale gibi dökülüyor ve çağlayan oluyordu. -Kıblem Beytullah’tır. Kâbe’dir. Bütün Müslümanların her namazda yönelip Allah’ı andıkları yerdir. Melekler sevinçlerini yinelediler. Havada uçup kant çırptılar. Ahmet’i alıp ikinci katın yükseklerine çıkardılar. Gök açıldı, yıldızlar yol verdi. Cennetin o muhteşem güzelliği gözlerde ışıldadı. Üçüncü kata çıkmaya az kalmıştı. Ama melekler bu güzel cevaplar karşısında Ahmet’e bir sürpriz hazırlamışlardı. Kanatlarına aldıkları Ahmet’e;-Hazırlan gidiyoruz!-Nereye?Gidince görürsün!Melekler Ahmet’i bıraktılar. Ahmet şimdi özgürdü. Meleklerin kanatlarında değildi. Onların yanında uçuyordu. Ama hala nereye gittiklerini bilmiyordu. DEVAM EDECEK...
SLM VE DUA İLE..
Nov. 3
|